Sözlükte "varoluşçuluk" ne demek?

Varlığın özden önce geldiğini, yani insanın önce var olduğunu, daha sonra tutum ve davranışlarıyla, eylemleriyle kendini yarattığını ileri süren öğreti, egzistansiyalizm.

Varoluşçuluk kelimesinin ingilizcesi

n. existentialism

Varoluşçuluk nedir? (Felsefe)

Emperyalist ülkeler felsefesinde, etkisi yaygın olan, öznel-idealist ve irrasyonel bir akıma verilen ad.

Varoluşçuluk, kapitalist sistemin en yoğun bunalımlarının -dünya çapındaki ekonomik bunalımın- biçimlendiği 1930’ lu yıllarda, bu bunalımla ilişkili olarak ortaya çıkmış, önce Almanya’ da oluşmuş, daha sonra Fransa’ ya atlamış ve nihayet İkinci Dünya Savaşı’ ndan sonra birçok kapitalist ülkede, özellikle Federal Almanya Cumhuriyetinde, Fransa’ da ve İtalya’ da, geniş burjuva aydın kesimlerinin ve küçük-burjuva çevrelerinin bir çeşit moda dünya görüşü ve moda yaşam tarzı haline gelmiştir. Varoluşçuluk, düşünce tarihi açısından fenomenolojinin belli başlı motiflerini, özellikle yaşam felsefesi’ ni radikalleştirerek sürdürmüştür. Varoluşçuluğun 19. yüzyıldaki öncüleri, Nietzsche ve Kierkegaard’tır. Varoluşçuluk, felsefenin gelişme tarihi içinde gerici bir akımı temsil eder. Özellikle, burjuva felsefesinin, Descartes’ dan Hegel’ e ve Feuerbach’ a değin ortaya koyduğu olumlu kazanından, bir yandan da diyalektik ve tarihsel maddeciliği çarpıtıp yadsıyarak tekrar ele geçirmeye çalışan varoluşçuluğun en önde gelen temsilcileri, Almanya’ da Heidegger ve Jaspers, Fransa’ da Sar t re ve Marcel dir.

Varoluşçuluğun çeşitli türleri, incelemelerinde, «varlık/varoluş» kavramından hareket ederler; bunu yaparken, bu kavramı daha yakından tanımlamaktan kaçınırlar. «Varoluş, uzaktan düşünülebilecek bir şey değildir: O seni ansızın baskına uğratmalıdır, senin üstünde kalır, büyük, hareketsiz bir hayvan gibi yüreğine olanca ağırlığıyla yüklenir. Başka hiçbir şey değildir.» (Sartre)

Varoluşçulukta, genellikle «varoluş» denince, daima insanların bireysel varoluşu anlaşılır. Varoluş, sırf insanlara özgü bir özelliktir, nesnelere değil. O, insanların tipik bir var olma tarzıdır. Ne var ki, insanlara hazır olarak verilmiş de değildir, sadece insanın gerçekleştirebileceği, ya da gerçekleştiremeyeceği bir olanaktır. Varoluşçuların anlayışına göre, insan kendi varlığını yaratır: O, insanın taslağıdır. Varoluşçuların dilinde, kural olarak insana insan denmez; insan, «varlık», «varoluş», «ben», «kendinde olan vb. diye adlandırılır. Varoluşçular, varoluş kavramından hareket ederler, bilgi teorisinin madde ile bilinç -nesne ile özne ayrımına kulak asmazlar. Onlara göre, felsefenin temel sorunlarından olan madde-bilinç ilişkisi, o zamana değin uzana gelen felsefenin bir ön yargısından başka bir şey değildir. Demek ki varoluşçuluk, insanın bilgi edinme yetisini küçümser, özellikle bilimsel bilgiyi değersiz sayar. Nesnel gerçek, varoluşçulara göre, bilimsel anlamda bilinmesi olanaksız bir şeydir: O, sadece bireysel olarak yaşanabilir. Bunu ileri sürerken, yaşama ile «düşünme» faaliyetlerinin aynılaştırıldığını belirtmek yerinde olur. Bilimin ille de varolması, hiçbir zaman ille dezorunlu değildir. (Heidegger).

Nesnel gerçeğin «yaşanmasını sağlayan itici güce gelince, bu güç, ilk ağızda korkudur. İnsan, korku sayesinde evrendeki, sonlu yerini görür; yani, korku aracılığıyla kendi korunmaz lığını, evrenin içine fırlatılmış lığını, baştan itibaren elinden kaçamayacağı ölüm tarafından belirlenen varoluşunun parçalanmışlığını yaşar. Varoluşçuluk, buradan da anlaşılacağı gibi, mutlak bir irrasyonalizmin reklamını yapıp durmaktadır. İncelemelerinde, yöntem ve sistem yönünden irrasyonel bir yol izler ve daha yolun başında her türlü rasyonel bilgi edinme tarzını devre dışı bırakır.

Varoluşçu düşüncenin tümünün, belirgin özelliklerinden biri de, onun felsefi gelenekte!}ve felsefi mirastan tamamen kopuk olmasıdır. Varoluşçuluğun, felsefe tarihi hakkındaki temel görüşü söyledin Felsefenin gelişmesi, Platondan ve Aristoteles’ ten itibaren yolunu şaşırmıştır. Bu nedenle, felsefi geleneğe son vermek isteyen varoluşçuluğun amacı, felsefeye tamamen yeniden başlamaktır. Heidegger, felsefi geleneğe böyle bir yaklaşmayı, onun «yapısallığını yıkma»; Jaspers ise, «sentez» diye adlandırır. Varoluşçuluğun çeşitli temsilcileri, bu akımı farklı şekillerde işlemişlerdir; değişik terminolojiye, değişik anlatım tarzına ve değişik yöntemlere başvurmuşlardır. Varoluşçuluğun özel bir türü, son eserlerinde varoluşçuluğu Marksçılıkla birleştirmeyi deneyen, ancak bunu yaparken Marksçılığı çarpıtan Sartre tarafından temsil edilmiştir. Varoluşçuluğun her kılığı için ortak olan özellik, hepsinin, tamamen öznel olarak ortaya koydukları varlık/varoluş kavramından hareket etmeleridir. Bilimsel düşüncenin, aslında da bilimin küçümsenmesi ve değerinin yadsınması; agnostisizm; felsefi gelenekten kasten kopuş; korku, iğrenme, bulantı vb. kısmen psişik anormalliklerin, felsefenin asıl sorunuymuş gibi odak noktasına itilmesi; yöntem ve sistem yönünden bile bile sürdürülen bir irrasyonalizm; bilimsel düşüncenin yerine «yaşanabilirlik» in konulması; belirgin bir eklektizm ve nihayet, insanın toplumsal koşullardan yalıtılarak, soyut, metafizik ve tarihe aykırı bir şekilde ele alınması. İste varoluşçuluğun temel özellikleri bunlardır.